Okulların açılmasına kısa bir süre kaldığına dikkat çeken Adıyaman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. İbrahim Yerlikaya, çocuğun okula hazır olarak başlamasının önemine ilişkin bir açıklama yaptı.
Yerlikaya, açıklamasında okula başlamanın kritik bir dönem olduğunu, çünkü okula hazır olarak başlamanın sonraki yıllardaki akademik başarıyı, hatta çocuğun uyumunu, okula, öğretmenlere ve derslere yönelik tutumunu da etkilediğini belirtti.
Her çocuğun zamanı geldiğinde okula başlayacağını ve bunun bir görev olduğunu hatırlatan Yerlikaya, çocuğun bu görevini yerine getirmesini zorlaştıran tutum ve davranışlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Yemek yemediğinde “Bak okulda da böyle yaparsan öğretmen kızar” ya da “Öğretmenler yemek yemeyen çocukları sevmez”, yönergelere uymadığında “Okulda da böyle yaparsan arkadaşların seninle oynamaz” gibi çocuğun okulu, olumsuz, cezalandıran, dışlayan bir yer olarak algılamasına yol açacak tutum ve davranışlardan kaçınılması gerektiğini belirtti. Her yıl alıştığımız olumsuz olaylarla karşılaşmamak için ailelere ve öğretmenlere önemli görevler düştüğünü belirten Yerlikaya, çocuğun hazırlığı ile ilgili bir sorun olduğunda, bunun daha büyük sorunlara yol açmaması için mutlaka bir uzman yardımına başvurulması gerektiğini söyledi.*
Yrd. Doç. Dr. Yerlikaya’nın konuyla ilgili yazısı aşağıda yer almaktadır.
ÇOCUĞUNUZU OKULA HAZIRLIYOR MUSUNUZ?
Haydi okul zamanı…
Her yıl okulların açılmasına kısa bir süre kala okula başlayacak bir buçuk milyonu aşkın çocuğu ve ailelerini tatlı bir telaş sarmaktadır. Ancak, bu tatlı telaşa, aileleri kaygılandıran “Acaba çocuğum okula yeterince hazır mı, okula uyum sağlayabilecek mi, okulda başarılı olabilecek mi?” gibi aileleri kaygılandıran pek çok soru da eşlik etmektedir. Çünkü her yıl alışık olduğumuz manzaralar ne yazık ki tekrar edilmektedir: Her sabah okula gitmemek için hastalanan (!) çocuklar, zorla servise bindirilen çocuklar, yakaladığı ilk fırsatta okuldan kaçan çocuklar, haftalarca annesi ya da bir yakını ile ancak sınıfta oturabilen çocuklar…
Okula başlama insan hayatında kritik bir öneme sahiptir. Çoğu yetişkinin okula başladığı günü hatırlaması, hatta pek çok anne-babanın çocuklarının okula başladığı günü hatırlaması böyle bir önemden olsa gerek.
Birçok gelişim kuramı, okula başlamanın kritik bir dönem olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü okula hazır olarak başlamak sonraki yıllardaki akademik başarıyı, hatta çocuğun uyumunu, okula, öğretmenlere ve derslere yönelik tutumunu da etkilemektedir. O halde okula hazırlık nedir ve bu konuda neler yapılabileceğine değinmekte yarar var.
Anne – babalara…
Okula hazırlık, biyolojik/fiziksel hazırlık ve psikolojik/sosyal hazırlık olarak ele alınabilir. Biyolojik/fiziksel hazırlıkla, çocuğun okulun gerektirdiği küçük ve büyük kas olgunluğuna ve işitme ve görme duyuları başta olmak üzere duyu organlarının işlevlerini yerine getirme yeterliliğine sahip olması kastedilmektedir. Örneğin, okulun hemen başında yüzleşeceği yazma becerisi için, çocuğun parmak uçlarında bulunan küçük kaslarının kalem tutabilecek ve yazabilecek kadar, ya da beden eğitimi derslerinde yer alan etkinlikleri yapabilecek kadar büyük kaslarının olgunlaşmış olması gerekir. Bu durum son derece önemlidir, aksi halde hiçbir yöntemle çocuğun bu alandaki yeterliğe ulaşması sağlanamaz. Bu konuda ısrar edildiği takdirde de bu durumun bir sonucu olarak pek çok yeni sorun ortaya çıkabilir. Benzer şekilde, okul programlarında yer alan etkinliklerin çoğu işitme ve görmeye dayalı etkinlikler olduğundan çocuğun işitme duyusu yeterli değilse işitsel uyaranları, görme duyusu yeterli değilse görsel uyaranları yeterince ya da hiç algılayamayacaktır.
Biyolojik/fiziksel alanlarda çocuğun bir yetersizliği varsa önce tıbbi önlemleri araştırmak ve bu yetersizlikleri ortadan kaldırmaya çalışmak gerekir. Tıbbi olarak önlem almanın olanaklı olmadığı durumlarda da ailenin özel eğitim olanaklarını araştırması gerekir. Bu konuda Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinden yardım alınabilir.
İkinci grup hazırlık ise, psikolojik/sosyal hazırlıktır. Psikolojik hazırlıkla kastedilen, çocuğun okula, öğretmenlere, derslere, öğrenmeye v.b karşı olumlu bir tutuma, sosyal hazırlıkla kastedilen de çocuğun okuldaki büyük-küçük gruplara uyum sağlama becerisine sahip olmasıdır. Örneğin, çocuğunuza “Çocuğum artık büyüdü, okula gidecek” dediğinizde “bana ne ben gitmeyeceğim, sen git” diyorsa, kağıt kalem verdiğinizde fırlatıp atıyorsa, “Gel sana kitap, defter alalım” dediğinizde “istemiyorum” diyorsa bunun anlamı psikolojik olarak yeterince okula hazırlıklı değildir demektir. Eğer işbirliği yapma, hakkını arama, kurallara uyma, özbakım becerilerini kazanmış olma gibi becerilere sahip değilse de çocuğun sosyal olarak hazırlığından söz edemeyiz.
Genel olarak hazırlığın, özellikle de psikolojik/sosyal hazırlığın gerektirdiği becerileri çocuğun kazanabilmesi bir süreç gerektirir. Doğal olarak, çocuğa “okul çok güzel” demekle çocuk okulun güzel bir yer olduğuna hemen karar vermez. Ancak çok küçük yaşlardan itibaren özellikle evde verilen sözlü ve sözsüz mesajlarla, tutarlı ve sürekli olarak okulun güzel olduğu vurgulanmışsa, çocuk da okulu güzel bir yer olarak kodlayabilir. Benzer biçimde, çocuğa “Arkadaşlarınla iyi geçin, mızmızlık yapma” dendiğinde bu komutu hemen hayata geçiremez. Ancak çocuğa her yaşta o yaşın gerektirdiği sosyal becerileri kazanabilmesi için uygun yaşantılar sunulmuşsa, o zaman çocuk bu becerilere sahip olarak okula başlama şansına sahip olabilecektir.
Okula başlamak her çocuğun zamanı geldiğinde yerine getirmesi gereken bir gelişim görevidir. Bu nedenle çocuğun bu görevini yerine getirmesini zorlaştıran tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Yemek yemediğinde “Bak okulda da böyle yaparsan öğretmen kızar” ya da “Öğretmenler yemek yemeyen çocukları sevmez”, yönergelere uymadığında “Okulda da böyle yaparsan arkadaşların seninle oynamaz” gibi çocuğun okulu olumsuz, cezalandıran, dışlayan bir yer olarak algılamasına yol açacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
Evet, yukarı da da vurgulandığı gibi çocuğun okula hazır hale gelmesi bir süreçtir. O halde çocuğunuzu okula hazırlamakla ilgili kaygılarınız, çocuk okula başlamak üzere iken başladığında ve sorumluluklarınızı o zaman hatırladığınızda yapabilecekleriniz de oldukça sınırlı olacaktır. Şayet okula hazırlık sizi ilgilendiriyorsa çocuğunuzun çok küçük yaşlardan itibaren okula hazırlığın gerektirdiği becerileri kazanmasına yardımcı olmalısınız. Çocuğunuz okula başlayacaksa ve yeterince hazır değilse bu konuda bir ruh sağlığı uzmanından (psikiyatrist, psikolojik danışman, psikolog) yardım alabilirsiniz.
Öğretmenlere…
Bildiğiniz gibi çocuğun olumlu davranışlarını desteklemek, olumsuz davranışlarını değiştirmek ve çocuğa yeni davranışlar kazandırmak okulun temel işlevleri olarak kabul edilmektedir. Bu temel işlevlere uygun olarak okula yeni başlayan öğrencilerin hazır bulunuşluklarını gözden geçirmek, eksikliklerine karşı hoşgörülü olmak ve tamamlamaya çalışmak, bireysel farklılıklarına saygı duymak onların hazırlıklarına önemli katkılar yapacak ve uyumlarını kolaylaştıracaktır. Özellikle bu gelişim dönemindeki çocuklar öğrendiklerini genelleme eğiliminde olduklarından ilk yaşantılarının olumlu olması son derece önemlidir. Örneğin, olumlu bir öğretmen tutumu ile karşılaştıklarında, tüm öğretmenleri bu şekilde olumlu algılama eğilimi göstermektedirler.
Okul her çocuk için yeni bir fiziksel ortam, yeni kurallar, yeni ilişkiler demektir. Dolayısı ile çocuğun hazırlığı hangi düzeyde olursa olsun okula başlamak her çocukta bir miktar uyumsuzluğa yol açabilir. Okullarda uygulanacak olan okula uyum (oryantasyon) programları, öğrencilerin bu uyumsuz davranışlarının olası en kısa sürede minimize edilmesi ve çocukların enerjilerini ve çabalarını uyum sağlama yerine akademik çalışmalarına harcamalarına yardımcı olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı’ nın 2006 -2007 eğitim öğretim yılından itibaren başlattığı birinci sınıfları bir hafta erken okula başlatma uygulamasının da bu anlamda isabetli bir karar olduğu söylenebilir.
Yrd. Doç. Dr. İbrahim YERLİKAYA